Son yıllarda hatta 2005’te yaşanan gelişmeler, İstanbul’un dünyanın en önemli finans, turizm, kültür ve ticaret merkezlerinden biri haline geleceğinin habercisi oldu. Dünyanın dört bir yanından gelen güçlü yabancı yatırımcılar, birbiri ardına açılan/hazırlık çalışması devam eden alışveriş merkezleri, oteller, kongre ve iş merkezleri, gayrimenkul projeleri, kültür-sanat, spor etkinlikleri ile değişim hızlı bir şekilde başladı. Yüzyıllar boyunca dünyanın en önemli medeniyetlerine ev sahipliği yapan bu şehrin, modern Türkiye’nin aydınlık yüzü olacağı, yarattığı ekonomik güç, istihdam ve katma değerle, ulusal kalkınmada önemli bir rol üstleneceği konuşuluyor. Turizmden gayrimenkule, inşaattan gıdaya, eğlenceden hizmet sektörüne kadar uzanan geniş bir yelpazede, neredeyse tüm iş dünyası, bu yeni gelecekte kendine yer açmak istiyor.
Sanat Ekonomisi
İstanbul, sanat etkinlikleri ile Avrupa’nın merkezi olmaya aday. Sakıp Sabancı Müzesi’nin, 20. yüzyılın en büyük sanatçılarından Pablo Picasso’nun eserlerine ev sahipliği yapması böyle bir geleceğin önemli göstergeleriden biriydi. Türkiye’de Batılı bir sanatçıya ayrılan ilk büyük sergi olma özelliğini taşıyan "Picasso İstanbul’da" sergisi için sanatçının tüm dönemlerini kapsayan 135 eseri, Avrupa’nın dört bir yanından toplanarak İstanbul’a getirildi. Ünlü bir ressamın sergisinin bir şehre gelmesi, hatta bir şehrin bu tür etkinliklerle konumlanması demek, özel aksesuar üretiminden turizme, inşaattan yayıncılığa kadar pek çok sektörün yarar sağlayacağı, milyonlarca dolarlık bir katma değer yaratılması anlamına geliyor. Buna iş dünyasında “sanat ekonomisi” deniyor.
Bu örnek çalışmada da görüldüğü gibi en önemli nokta, İstanbul için dünyada "bir kültür, sanat ve kongre kenti" algısının oluşturulması... Bu amaçla geliştirilen stratejilerden de sonuçlar alınmaya başlandı. Önemli çalışmalardan biri de İstanbul’un 2010’da Avrupa’nın “Kültür Başkenti” olma adaylığı.
İstanbul: 4 Elementin Kenti
1985’ten 2000 yılına kadar AB’ye üye olan ülkelerin kentlerinden biri Avrupa Kültür Başkenti olarak seçildi. 2000 yılına gelindiğinde, yeni binyıl nedeniyle “Avrupa Kültür Başkenti” unvanı hem birden fazla kente, hem de AB adayı olan ülkelerin kentlerine verilmeye başlandı. Böylelikle İstanbul için de kapı açılmış oldu.
Bu amaçla, Dışişleri Bakanlığı öncülüğünde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın aktif katılım ve desteği ile İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın koordinasyonunda, sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımıyla bir Danışma Kurulu oluşturuldu. Yapılacak değerlendirme ile aday kentlerin "Avrupa Kültür Başkenti" olmasının kesinleşmesinden sonra, 2006-2010 yılları arasındaki dönemde AB’nin ilgili birimlerinden temsilciler bu kentlerin çalışmalarını izleyecek, görüş alışverişinde bulunacak, projelerin başvuru dosyalarında yer aldığı şekliyle gerçekleştirilmesi için katkıda bulunacak.
Bu paralelde şu strateji ile hareket edilmesine karar verildi: İstanbul, yüz binlerce yıllık tarihinde, 3 büyük imparatorluğun başkenti, 3 semavi dinin, birçok medeniyetin buluşma noktası ve en önemlisi, çağlar boyunca birlikte yaşam kültürünün hayat bulduğu bir kent. Bu bakış açısıyla yaşamın sırlarını simgeleyen 4 element İstanbul’un özellikleriyle birleştirildi ve projeler "toprak, hava, su ve ateş" elementleriyle temsil edildi. Slogan ise şöyle: İstanbul kendi gerçeğini görerek dünyayla bütünleşsin. Kendisini çağlar ötesine taşıyacak yeni kültürel projelere imza atarken şehrin adı toprak, hava, su ve ateş kadar vazgeçilmez olsun...
İTO’nun İstanbul Vizyonu
İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti adaylığı ile ilgili komisyonda yer alan meslek örgütlerinden biri olan İTO, İstanbul’un turizmini geliştirecek projeleri destekliyor. Bu konuda İstanbul Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi’ni de yanına alan örgüt, ortak strateji ile hareket ediyor.
İTO’nun vizyonunda İstanbul’un tarihsel dokusunu muhafaza ederek butik otelciliği teşvik etmek de var. İTO Başkanı Murat Yalçıntaş böyle bakir bir alanda yapılacakların hayli fazla olduğuna da dikkat çekiyor; "Biz İTO olarak İstanbul’u iç içe geçmiş 3 halka halinde düşünüyoruz. Bunlardan ilkini tarihî yarımada, ikinci halkayı ticaret ve iş merkezleri oluşturmalı. Son halka ise konut ve yerleşim alanları olarak planlanmalı. Başta tarihî yarımada bölgesi ile Beyoğlu bölgesi olmak üzere, şehirde turistik cazibe merkezleri oluşturulmalı, turistlerin tarihî ve turistik mekanlara kolay bir şekilde ulaşması ve buraları rahatça gezebilmesi sağlanmalı. Bu arada turistlerin güvenlik sorunu yaşamaması için turizm polisi birimleri oluşturulmalı.
Geçtiğimiz günlerde Eminönü meydanında açıkhava sergimizin açılışını yaptık. Bu sergide tezhip, minyatür sanatçılarımızın ve ressamlarımızın eserleri yer alıyor. Konserlerle renklendirmeye çalıştığımız sergimizin amacı, Eminönü meydanını Paris, Roma gibi kentlerde gördüğümüz gibi turistik açıdan canlandırmak."
Öte yandan Türkiye Turistik Otelciler İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB), uluslararası otel zincirlerinin Türkiye’ye gelmesi için çalışmalar yapıyor. Uluslararası Otelciler ve Restorancılar Birliği’ni (İH&RA) yabancı zincirleri Türkiye’ye yatırıma davet ediyor. İstanbul ve Türkiye turizminin geleceği ile ilgili pozitif mesajlar veriliyor. TUROB Genel Sekreteri Erhan Çakay; "Yurtdışında katıldığımız tüm toplantılarda, yabancı sermayeyi ülkemize davet ediyoruz. Yabancı zincirlerin ülkemize yoğun ilgisi var. Örneğin Easy Jet Türkiye ve Avrupa Pazarlama Direktörü Philippe Vignon, geçtiğimiz günlerde basına, hem nüfus hem de ekonomik kalkınma açısından muazzam bir pazar olduğu için Türkiye’ye uçmaya karar verdiklerini açıkladı. İstanbul’a övgüler yağdıran Vignon’un ’Herkes Türkiye’yi konuşuyor. Biz de artan seyahat trafiği ile bu potansiyelin farkına varıp biletlerimizi satışa çıkardık. Çok talep var’ açıklamalarını yakından izledik." diyor.
Kongre Turizminden 6 Milyar Dolarlık Pay
İstanbul’un geleceğinde bir diğer önemli konu kongre turizmi. Dünyadaki 620 milyar dolarlık büyük pastadan küçük bir pay almak bile, şehrin geleceğini değiştirebilecek, Türkiye ekonomisi için katma değer yaratabilecek açılımlar yaratabilir. Murat Yalçıntaş bu alanda Türkiye’nin gelirinin en az 6 milyar dolar olması gerektiğine dikkat çekiyor; "İstanbul’u dünyanın sayılı kongre merkezlerinden biri haline getirmek yalnızca turizmcilerimizin değil hepimizin milli görevi. İstanbul artık dünya turizmindeki payını arttırmalı. Bu sinerjiyle hem İTO üyeleri hem Türkiye turizmi daha da güçlenecek.
Dünya Ticaret Odaları Birliği Kongresi, 2007’de İstanbul’da yapılacak. İstanbul, dünyanın en büyük tüccarlarını, işadamlarını ve sanayicilerini ağırlayacak. İnanıyorum ki, bu tür toplantılarla İstanbul, uluslararası ticaretten hak ettiği payı alacaktır. Bu ve bunun gibi gelişmeler bize gösteriyor ki, İstanbul’un yatırımlar dünyasında yıldızı parlıyor. İstanbul, ticaretin kuzey yıldızı olacak. İstanbul için ortaya koyduğumuz, ‘uluslararası ticaret, finans, kültür ve kongre’ merkezi olma vizyonu adım adım gerçekleşiyor. Yabancı yatırımcılar, İstanbul ile yükselmek istiyor."
Yalçıntaş’ın dikkat çektiği bir diğer nokta İstanbul’un spor turizmi potansiyeli. Onun deyimiyle İstanbul’un tarihsel arka planı bir anlamda bunu zorunlu kılıyor. Bu potansiyeli ekonomiye kazandırmak için, Formula 1, Avrupa Şampiyonlar Ligi Finali gibi büyük organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürmemiz gerekiyor. Yalçıntaş’a göre daha önce yapılan Habitat 2 ve NATO Zirvesi gibi uluslararası büyük toplantılardaki başarılar sürdükçe yeni yatırımlar ihtiyaç haline gelecek ve özel teşebbüs tarafından kendiliğinden yapılacak.
Öte yandan İstanbul böyle bir hızlı değişim yaşarken, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ile birlikte, Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet alanı 3 kat büyüdü. Şehrin sınırları 1.118 kilometrekareden 5.458 kilometrekareye çıktı. İlçe sayısı 27’den 32’ye ulaşırken, mahalle sayısı 151’e, belde sayısı 41’e ulaştı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir Topbaş, önümüzdeki 3 yıl içinde, İstanbul’un geleceğini değiştirecek birçok projenin hayata geçeceğinin garantisini veriyor. Hatta bundan o kadar emin ki, basına açık bir değerlen-dirme toplantısında, bu beyanatın altında imzasının yer aldığı bir duyuruyu dağıtmaktan hiç çekinmiyor. Kendini İstanbul’a adadığını söyleyen Topbaş ve ekibinin, 3 yıl için ortaya koydukları slogan ise şu: "İstanbul’u dünyaya açık, özgür, güvenli ve yaşanabilir bir kent haline getirmek için 365 gün 24 saat çalışıyoruz."
Yalnızca Lüks Otel Yapmak Yetmez
"İstanbul’un tek sorunu lüks oteller ve yatak kapasitesi değildir, bu konuyu tek yönlü düşünmemek gerek. Öncelikle bu oteller dünyanın her tarafında aynıdır. İstanbul’a gelen turist, kaldığı, uyuduğu, yaşadığı yerde geldiği ülkeden bir tat, doku olsun ister. Bu otellerin küçük esnafla ya da toplumsal yaşamla da ilgisi yoktur. Dolayısıyla biz diyoruz ki; eski İstanbul’da, özellikle Eminönü çevresinde yarı yıkık durumda olan, hatta tamamen boş olan binalar var. Bu binaları restore edelim ve butik otellere çevirelim. Ama bu butik oteller buram buram İstanbul koksun. Belli bir seviyenin üstündeki turistin İstanbul’u yaşayabileceği, İstanbul’u hissedebileceği mekanlar olsun. Bunun ekonomik olarak 3 getirisi var: Cüzi bir yatırımla küçük yatırımcıyı iş sahibi yapabilir. Oradaki küçük esnafı canlandırabilir. Çünkü hem otel, hem de o mahallede kalan turist ihtiyacını bu esnaftan karşılayacak. 3. getiri için ise şu durumu değerlendirmek gerekiyor: Şu an Eminönü’nün ya da eski İstanbul’un diğer semtlerinin gündüz oldukça yoğun bir nüfusu var. Ama gece neredeyse 0, hayat 18.00’den sonra bitiyor. Londra’ya, Paris’e, Brüksel’e bakın, oralarda hayat eski şehirde cereyan ediyor. Çünkü turist orayı görmek istiyor. İstanbul’da turist sur içini yaşamak istiyor ama şu an buna imkan yok. Eski binaları rehabilite edip butik otelle çevirdiğiniz zaman, arkasından otomatik olarak kafe ve restoranlar açılacak. Müzeler, sanat yerleri hayata geçecek, parklar olacak. Bu bölgeler geceleri de yaşamaya başlayacak.
İstanbul’un Geleceğini Yeniden Kuruyoruz
KF: Gündeminizde yer alan İstanbul’un en önemli sorunları neler?İstanbul’un 1. öncelikli KF: İstanbul’un 1. öncelikli konusu ulaşım. Bir kentin medeniyet ölçüsü, o kentin toplu taşıma araçlarını kullanma oranı ile ölçülür. Rakamlara bakalım: İstanbul’un ulaşımında raylı sistemlerin kullanılma oranı yüzde 7, otobüs, minibüs ve taksilerin yüzde 87, deniz araçlarının yüzde 4, bireysel araçların oranı ise yüzde 2. Bakın geçtiğimiz aylarda Paris’de bir toplantıya davet edilmiştim. 800 davetliyi, kokteyl alanına metroyla götürdüler. Düşünün, eğer bu 800 kişinin tamamı makam aracıyla gitseydi Paris trafiği ne olurdu? Demek ki çok ciddi eksiklerimiz var. Dolayısıyla biz de bütçemizin yüzde 60’ını ulaşıma ayırdık.
KF: Peki altyapı yatırımları?
İstanbul’un geleceği için 805 milyon YTL’lik altyapı yatırımı yaptık. İçme suyu ve atık su şebekesi olmayan yer kalmayacak. 3 yıl içinde atık su sisteminden geçmeyen su denize verilmeyecek.
KF: İstanbul’un bozuk kentleşme yapısı için bir çözümünüz var mı?2006’da İstanbul’da bir karış plansız alan kalmayacak, kimse gelişigüzel yerleşim yapamayacak. Bunun için kurduğumuz Şehir Atölyesi’nde, 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/50.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarına başladık. Proje hedeflerini ve yatırımlarını programladık. Uydu görüntüsüyle takibe aldığımız kaçak yapılarla ilgili mücadelemize tolerans göstermeden, taviz vermeden devam edecek, göz yummayacağız. Takriben 3.5 milyon insanın barınabileceği yeni alanlar tespit ettik. Kent içindeki yoğun yaşamı başka yerlere çekmeyi ve kenti rahatlatmayı planlıyoruz. Bunu yaparken, yalnızca barınma değil, eğitim imkanlarıyla, sosyal tesisleriyle, ticaretiyle kendi kendine yeten, çağdaş bir yaşamı projelendiriyoruz.
KF: İstanbul’un turizm gelirlerini arttırmak konusunda neler yapıyorsunuz?
İstanbul’un kalkınmasında ve katma değer yaratmasında en önemli etken turizm. Ancak ne yazık ki yalnızca belirli noktalarda kalındığı, konuya profesyonel anlamda el atılmadığı için bu potansiyelden yoksun kaldık. Avrupa’da 400.000 nüfusu olan kimi kentlere yılda 9 milyon turist geliyor, 2 milyar dolar gelir elde ediyorlar. Ancak İstanbul bir dünya kenti ve bu konuda dikkatleri çekmiş durumda, yeniden cazibe merkezi haline geliyor. Avrupa’nın kanıksanmış kentlerine alternatif olarak çok daha farklılıkları olan ve yeniden parlayan bir yıldız. İstanbul’da şu an birçok otelimiz yüzde 100 dolulukla çalışıyor, kongre merkezlerinde yerimiz yok denecek kadar az. İstanbul ve Moskova’nın fuar kenti olacağı söyleniyor. Avrupa kongre gücünü yitirdi, bu pazardan maksimum payı almalıyız. Bu konuyla ilgili bir komite kurduk, tanıtım yapmaya başladık. Yeni kongre merkezlerinin yapımı sürüyor. Bunun yanında dünyanın bazı kentlerinde belediye başkanlarının kentlerine birtakım aktivitelerin getirilmesi için bizzat çalıştıklarını görüyoruz. Ben de bu yönde çalışmalar yapıyorum. Dünya medyasıyla birlikte, cıvıl cıvıl, 24 saat açık bir kent imajı oluşturacağız.
5.000 Kongre Delegesi 50.000 Turistten Daha Fazla Katma Değer Yaratır
"İstanbul’un bir kongre şehri hale getirilmesi" amacına hizmet eden ve bu alanda başarılı çalışmalar yapan İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu’nun (ICVB) üyeleri arasında oteller, acenteler, konferans ve sergi merkezleri, hava yolları ve buna benzer kuruluşlar bulunuyor. ICVB sektör kuruluşları yanında Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İstanbul Belediyesi ile işbirliği halinde çalışıyor. Toplantı organizatörlerine çeşitli mesleki vakıf ve derneklere kongre planlaması ve pazarlaması ile ilgili geniş çapta hizmet sunuyor.
ICVB Genel Müdürü Handan Boyce ile İstanbul’un geleceğinde kongrelerin yerini ve hedefleri konuştuk.
KF: Kongre turizminin diğerlerinden nasıl bir farkı var?
Kongre sektörü, girdileri ve diğer sektörlerle etkileşimiyle diğer turizm dallarından ayrılıyor. Çünkü diğer turizm alanlarını da canlanıyor. Tek başına ele alacak olursak, normal turiste nazaran bir delegenin en az 3,5 kat fazla yarattığını biliyoruz. Kongre delegeleri, kaldıkları oteller, (genellikle 4-5 yıldızlı) yedikleri yemekler, yaptıkları alışverişler vb. ile çok daha farklı bir duruşa sahip. Sosyo-ekonomik düzeyleri nedeniyle gezme, yeme, içme, dünyayı tanıma, seyahat etme ve konaklama kültürü çok yüksek insanlar. Ülke tanıtımı ve yeni organizasyonlar konusunda pazarlama açısından da çok etkililer, bilinçli insanlardan söz ediyoruz. Bunun içine, kongre için reklam ajanslarının, matbaaların, promosyon ürünleri üreticilerinin, acentelerin vb. çalışmalarını katarsak, 40 sektörü harekete geçiren dev bir güç.
KF: Kongre turizmi sektöründe nasıl bir tablo var?
Yaptığımız her kongre (500 kişiden 4.000 kişiye kadar) referanslar listemize ekleniyor. İşin bu yönü yeni bir kongre kazanmamız için çok önemli. Kendimizi sınıyoruz, aynı zamanda da bu sınavlardan başarıyla çıkmış olmamızı herkes gibi bir pazarlama stratejisi olarak kullanıyoruz. Örneğin ’Biz 10.000 kişilik kongrelere adayız’ diyoruz. Dünyada bu kadar yüksek katılımla gerçekleşen kongre sayısı çok az. 2.000 ve üzeri katılıma baktığımız zaman yüzde 7’lik bir paydan söz ediyoruz. Bunun altında 1.000-1.500 kişilik kongreler var. Öte yandan kongreler de sürekli aynı yerlerde yapılmıyor. Kriterleri var, Avrupa kıtasında dolaşıyorlar. Örneğin siz bir kongreyi 2005 yılında şehrinizde yaptıysanız, önümüzdeki 10 yıl boyunca yeniden gelmesi mümkün değil. Aslına bakacak olursanız yoğun bir kongre hareketi de yok. Ancak ekonomik veya sosyo-ekonomik anlamda etkileşimi yüksek. Dolayısıyla bana soracak olursanız, İstanbul’da 5000 kongre delegesini ağırlasanız, 50.000 turist ağırlamaktan daha fazla katma değer yaratırsınız.
KF: ICVB olarak siz neler yapıyorsunuz?
Bir kongre bürosu, bir şehrin sektöre Avrupa ve dünya standartlarında adapte olduğunu gösterir. Bu çok önemli bir şey. Dünyada artık sürekli kongre büroları açılıyor. Bir trend değil, gereklilik. Bu gereklilik neden kaynaklanıyor? Şehirler bir bütün, bir destinasyon olarak pazarlanmaya başladı. Kendi başlarına birer marka oluyorlar. Bu markayı bütün oyuncuları ve hizmet verenleriyle birlikte, tarafsız olarak, kâr amacı gütmeyerek sunan büroların veya organizasyonların gerekliliği ortaya çıktı. Zaten pazar şehre doğrudan şu soruyu soruyor: ‘Kongre ve ziyaretçi büronuz var mı?’ Eğer varsa profesyonel bir yaklaşım olduğunu düşünüyorlar. Bu noktada biz artık kongre sektöründe daha tecrübeliyiz. Uluslararası pazara daha çok hakimiz.
KF: İstanbul’daki kongre merkezleri yeterli mi?
Adet bakımından yeterli diyemiyoruz. Uluslararası kongre merkezi olarak yalnızca Lütfü Kırdar var. O da yoğun ve dolu olabiliyor, bir kongre talebi aldığınızda çakışıyorsunuz. Tabii Lütfü Kırdar’ın da yetmediği kongreler var. Bunun alternatiflerini arıyoruz. Örneğin havaalanı bölgesinde Dünya Ticaret Merkezi’nin içerisindeki CNR, üyemiz. Tabii orada gerçek anlamda bir kongre merkezi yok ama sergi alanı kongre merkezine dönüştürülüyor. Aslında asıl istenen büyük sergi alanları, örneğin 10.000 metrekare isteyenler oluyor. Burada da tıkanıyoruz. Hepsini tek bir çatı altında isteyenler de oluyor.
İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti Olursa
> İstanbul’un adı, tüm dünyada kültür ve sanatla anılacak.
> AB’ye adaylık sürecinde, Türkiye’nin sembolü İstanbul’un aslında Avrupa kültürüyle yüzyıllardır karşılıklı etkileşim halinde olduğu projelerle ortaya konacak.
> Kültürel miras sürdürülebilir bir biçimde yönetilecek, kenti daha da bir çekim noktası haline getirecek.
> İstanbul; kentsel dönüşüm, şehircilik, çevresel ve sosyal anlamda kalıcı kazanımlara kavuşacak.
> Kültür varlıklarımızın korunacağı ve sergileneceği yeni müzeler kurulacak, tarihi binalar yenilenecek ve yeni işlev kazandırılarak halka açılacak.
> İstanbullular farklı sanat disiplinleriyle kucaklaşacak. Genç ve yetenekli insanlar sanatsal yaratıcılıkla daha yakın bir ilişki kurma olanağına kavuşacak. İletişimden organizasyona, eğitimden tasarıma, yönetimden yaratıcılığa pek çok kişi için istihdam yaratılacak.
> Kültür ve sanat projelerini izlemek için gelenler, İstanbul’un kültürel zenginliğini, camilerini, kiliselerini, saraylarını, müzelerini de gezecek.
> Kültür turizmi hareketlenecek, gelişecek. (Eğitimli ve kültürlü turist, normal turistin 3 katı harcama yapıyor. Yani İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti unvanıyla büyük bir turizm potansiyeline sahip olacak.)
> Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinden pek çok kültür sanat insanı, basın mensubu İstanbul’a gelecek.
> Bu çerçevede İstanbul’un tanıtımına ve marka haline gelmesine olumlu katkı sağlanacak.
> Avrupa Kültür Başkenti seçilmek Avrupa ile kültürel ilişkilerin yanı sıra ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesine katkıda bulunacak.
> Yeni yapısal çalışmalarla, yöneten ve yönetilenler, hep birlikte, bilgi ve deneyimlerini paylaşırken gelecek için kalıcı ve sürdürülebilir bir modelin de oluşmasını sağlayacak.
> İstanbullular kentlerinin güzelliği ve sahip olduğu değerleri keşfederken böyle bir kentte yaşadıkları için gurur duyacaklar.